Ekle Rastgele

Kız isteme ümidiyle başlayan günü hapiste geçiren adamın evlilikten soğuduğu anısı

Ekşi Sözlük yazarı jamesharden, 89 yılında yaşanmış bu olayı sürükleyici bir hikaye...
Kız isteme ümidiyle başlayan günü hapiste geçiren adamın evlilikten soğuduğu anısı
Ekşi Sözlük yazarı jamesharden, 89 yılında yaşanmış bu olayı sürükleyici bir hikaye...

Kız isteme ümidiyle başlayan günü hapiste geçiren adamın evlilikten soğuduğu anısı

Paylaşın: WhatsApp

Ekşi Sözlük yazarı jamesharden, 89 yılında yaşanmış bu olayı sürükleyici bir hikaye kıvamında anlatmış, çok da güzel anlatmış. Zihninizde canlandıra canlandıra okuyun bakalım, keyifli evlilikten soğumalar.


sene 89.

askerden geleli yaklaşık 3 hafta olmuş. hem ruhen, hem de bedenen askerdeki yaşantının olumsuz etkilerinin yavaş yavaş gün yüzüne çıktığı çalkantılı dönemler. sabah sofrasında pederin şu reçeli uzatır mısın evladım kalıbına bile tekbir getirerek ”emredersiniz komutanım” diyorum. o dönem, iş güçte olmadığı için 7/24 evde yatıp, oyun oynuyorum. tabii, onca ay geçmesine rağmen annem ve şürekasının altın günleri devam etmekte. annemin yakın bir arkadaşı var, adı mukaddes. bu gelmeden ben yapılan yemeklerden kendime bir tabak yapar odaya geçerdim fakat aksilik ya bu mendeburun o gün erken geleceği tutmuş ve beni sarıya bulanmış mavi çizgili maymun desenli pijamamla yakaladı. hemen ayıpladığını belli etmek istercesine ”hm hm hm” diye nefesini yüzüme yüzüme üfürmeyi de ihmal etmedi. ben, tabii ya sabır çekerek efendilikten ödün vermeden ”hoş geldiniz mukaddes teyze” diyerek bozuntuya vermeden mutfağa geçip 15 tane sigara böreği, 3 dilim kek, 2 kaşık patates salatasını tabağa doldurduktan sonra odaya geçtim.

o dönem gazi mahallesi’nde oturuyorduk. ve evlerin duvarları gerçekten çok ince idi. haliyle kendi odanızda öksürseniz o bile sanki salonda oluyormuşcasına yakından hissedilirdi. annemin, üzüntülü bir şekilde:

– ya mukaddes bu çocuğun durumu ne olacak, çok üzülüyorum.

dediğine kulak misafiri oldum. mukaddes dediğimiz kadın, hepimizin ömründe mutlaka bir kez karşılaşmak zorunda kaldığı: dedikoducu, güler yüzlü fakat iyi gün dostu, başkalarının evlatlarının açığını arayan deyim yerindeyse içi fesat dolu kaltak idi. gariban anam, dostum bilerek dert yanmak amacıyla söylediği bu cümlenin mukaddes tarafından farklı yerlere çekileceğinden habersiz tabii. mukaddes durur mu?

  • okuttunuz mu?
    +yoo. bizim oğlan pek öyle taraflarda bezi yoktur ama. daha çok can sıkıntısı gibi.
  • o zaman evlendirin anacım.

kaltak mukaddes teyze bu ”evlendirin” kelimesini cümle içerisinde kullandıktan sonra asıl macera başlamış oldu. annem, istisnasız her allah’ın günü bana bir yerden kız buluyor, beni biriyle tanıştırma ümidiyle yanıp tutuşuyordu. işte o dönem tası tarağı toplayıp bodrum’a, arkadaşlarımın yanına taşınmayı düşündüm fakat iş güç olmadığı için cesaret edemedim.

bu süreç yaklaşık tam 6 ay devam etti. bu süreçte: afyon başmakçı köyü muhtarının kızı, annemin her cuma tansiyonuna baktırdığı eczacı kız, her sabah 219 hattını bekleyen gri saçlı kız, alt komşumuzun eltisinin kızı, yine annemin bir otobüs molası sırasında gördüğü sakız otomatının yanında sigara içen kız dahil olmak üzere aklınıza, hayalinize gelebilecek her türlü kızla zorla tanıştırıldım. fakat hiçbiri olumlu sonuç vermedi zira kızları hep yalanlarla kandırmış. ”yok oğlum mühendis, sizi ona alacağım, yok oğlum şu kadar yakışıklı, bu kadar atılgan” gibi pembe sayılamayacak büyük yalanlarla günahlarına girip karşıma çıkmaya ikna etmiş. tabii renkli fotoğraf ile fotokopi bir olur mu babacım? kızların beni görünce bir bezgin off çekişleri var en kral uzun hava okuyan adam öyle iç çekemez.

bu süreç tam 91’e kadar devam etti. bi ara yılar gibi oldu fakat tıpkı ekonomik buhran gibi tam bitti dediğimiz an tekrar canlanıyordu. ve nihayet bizim köye yakın sayılabilecek bir yerden bana kız bulmuşlar. yozgat’ın azizlibağları köyünden bir kız bulmuşlar bana. ben artık pes etmiş bir vaziyette artık ne olacaksa olsun ruh haline bürünerek ”tamam” dedim.

-bak oğlum kız çok güzel. (sakalı var)
+ tamam anne gidelim görelim.
– aslan oğlum benim.

sıkça böyle bunaltıcı diyalogların verdiği bıkkınlıkla olsa da kurtulsam moduna girdim. tabii, amaç beni yuva sahibi etmek değil amaç ekmek elden su gölden yaşayan beni baştan savma politikası. vallahi, bana tek karışmayan babamdı. o yaşımda utanmayayım diye masanın üzerine harçlık bırakır öyle giderdi işe. fakat annem ve kardeşlerim benden bıkmıştı.

tabii artık uyku uyuyamaz hale geldim. ulan acaba nasıl biri çıkacak, umarım çirkin değildir, güzelse iyi olur be oğlum en azından yuva kurarsın kötü mü diyerek de kendime destek oluyorum. iyice moral depolayabilmek adına uyumadan önce zihnimde kusursuz bir evren yaratıyorum. tek yakışıklı ben oluyorum. evrendeki tüm erkeklerin nesli tükenmiş. insan ırkının soyunu idame ettirebilmesi için kadınların tek ümidi benim. ve hepsi benim genlerimi alabilmek için sıraya falan giriyorlar. böyle rönesans döneminden esinlenilen ince hayaller ile rüyalara dalıyorum, oradan çıkıyorum, dallanıp budaklanıp iyice özgüven aşılıyorum derken gün geldi çattı. 11/10/91. asla unutmam.

köye biletler alındı, sinek kaydı sakal tıraşı olundu, takımlar çekildi, kolonyalar sürüldü ve yola çıktık. babam, annem, eniştem, ablam ve ben gidiyoruz. köy kız istemesiyle, şehirden kız istemesi arasında çok fark vardır arkadaşlar. şehirdeki insanlar bir kutu hacıbekir lokumu ve solmaya ramak kalmış papatyalar ile yetinebilirler fakat köy öyle değildir. annem, bizim hazırlıklarımızın tam olduğunu göstermek amacıyla 1 litre basma zeytinyağı, 1 teneke beyaz peynir ve 1 çuval bulguru çoktan hazırlamıştı. bunun dışında almanya’dan gelen pahalı marka çikolata ve gül suyumuz da vardı. o an babası isteme merasiminden sonra kızı verdiği takdirde meramımızı yarıda kesip aynı mavi boncuk filminde emel sayın’ı halıya sarıp götürdükleri gibi kızı sırtlayıp götürmeye hazırdık. böyle bir kararlılık ve ciddiyetle gelmiştik.

selamün aleyküm diyerek sol ayakla giriş yaptıktan sonra güzelce içeri buyur edildik. aynı teravih namazında namaz imamı ile müezzin’in ikili sıkıştırmalarıyla nereye gideceğini bilemeyen cemaat şaşkınlığında yarımız salona, öteki yarımız ise mutfağa geçti. sanırım istemeden de olsa evdeki hiyerarşik düzene şeffaf da olsa ayak uydurabilmiştik. klasik hal hatır sormalar, sahte gülümsemeler takınıldıktan sonra iş yavaş yavaş şahsi sorulara geldi.

  • evladımız ne iş yapar?
    +efendim kem küm. şu aralar boştayım.
    -hmmm anladım.

bu tonlayarak söylediği anladım vurgusunu ”işin yok, gücün yok, cebinde paran yok kız senin neyine be pezevenk” demeye getirdiğini anlamak için okullarda dirsek eskitmiş olmaya lüzum yok.

gülerek anlamamazlığa vurulur ve kahve beklemeye başlanır tabii bu arada annesi de boş durmaz biraz da o kontra ataklar ile yoklar.

-peki ne yapmayı düşünüyorsun oğlum?
+ya efendim eniştem ile bir iş yeri açmayı düşünüyoruz. bakalım, nasip kısmet.

lan it eniştenin zaten o dönem 80 ihtilalinden sonra götündeki içliğine kadar almışlar ne iş yerinden bahsediyorsun. adamın bilet alacak parası yok lan.. hepsi bu mukaddes isimli orospu yüzünden olduğu için sinirleniyorum ara sıra tabii.

ite kaka ilerleyen 30 dakikalık iğneleme dolu sohbetten sonra kahveler yudumlanıp, üzerine cila niyetine lokumlar yendikten sonra biraz ortam tatlandı gibi oldu. o dönemde şevki yılmaz pek bir popülerdi. kızın annesi ses yapsın diye star tv’yi açtı ve şevki yılmaz çıktı. hafif şive takınarak verdiği vaazlardan birine denk geldik ve ortam birden keyiflendi. o ağlıyor biz gülüyoruz, o anlatıyor biz kahroluyoruz falan derken bu neşeli ortamdan aldığım özgüven ile ” ya bu azizbağları köyü ne kadar güzelmiş öyle” deyince ortam birden buz kesti. o az önce ismet ay tatlılığında gülen, kahkahalar saçan adam gitti yerine hakan balamir gelmesin mi la. hay iki kubbe bir araya gelip, yer ile gök fıkhi temellere dayandırılarak birleşseydi de ben o cümleyi söylemeseydim. bunlar bizi de aynı köyden sanarak hiç sormamışlar. gayet sinirli bir şekilde demesin mi:

-siz hangi köydensiniz?
+yozgatlıyız..
-neresinden evladım?
+bahçecik köyünden.

işte buradan sonra adeta sorguda işlediği suçu itiraf ettirilmeye zorlanan zanlı gibi atak sorularla cebelleşmeye başladım.

-kimlerdensiniz?
+zeynel emmilerden.
-şu ihtiyar heyetindeki dümbürdeğin osman’ın babası zeynel emmi mi?
+evet.

işte ben bu son soruya evet dedikten sonra adam bir hışımla kalktı ki hepimiz büyük bir merakla nasıl bir şey olacak diye beklerken benim peder karşı atağa geçti:

-siz kimlerdensiniz?
+garipeşkiller’deniz.
-hani şu kore savaşından dönünce ben efsunluyum diyerek kör bayramın torununu iyi eden karakocagil’lerin hasımı garipeşkiller’den misiniz? diye sorduktan sonra peder de yerinden kalktı.

ha lan süper oldu diyorum içimden. iyice yakın tanıdık çıktık, kesin alırız kızı diyorum. çünkü kızı şöyle alıcı gözüyle gördükten sonra harbiden beğendim. hafif etli butlu ama o yaşıma kadar elime kız eli değmemiş, hiç sevgilim olmamış ve askerden yeni gelmişim gayet olabilirdi yani. hadi lan iyice sarılın, şu olsun derken peder senin soyunu sopunu sikerim, sizden değil kız sakız bile alınmaz diye aldı ceketini salondan çıktı. tam o esnada kızın babası da ”bahçecik piçlerine verecek kızım yok” demesin mi. lan ne güzel yuvam olacaktı, hani istemesem de sıcak bakıyordum. birden kendimi köy çatışmasının ortasında buldum. ben sakin olun yanlış anlaşılma olmuştur diyerek ara yol bulmaya çalışsam da kızın da ” şefaatli’ye veririm de bu bahçecik piçine vermem” dediğini görünce benim de şiraze kaydı ve pata küte daldık.

amına koduğumun çocuklarına vuruyorum aynı mario’da sırtüstü dönen kaplumbağalar gibi hiçbir şey olmamış gibi geri geliyorlar. aynı, mohaç savaşına döndü ortalık. bir biz hücum ediyoruz onlar bizi püskürtüyor, bir onlar hücuma kalkıyor biz onları püskürtüyoruz. annemler bir yandan saç saça baş başa, eniştemler kızın kardeşleriyle cenk ediyor. bu kargaşayı duyan muhtar gidip jandarmaya haber vermiş. takım elbise, elimizde çikolatayla düştük mü jandarma karakoluna. komutan çıktı geldi. yine klasik hayvan vurma olayı zannedip siktir edecekken o da bizim bahçecikli olduğumuzu duymuş. bu da demesin mi? bu bahçecikli soysuzları nezarete atın azizbağlı hemşerilerimi salın demesin mi.

işte o günden beri evlenmeye karşıyım usta.

1980 — 1 Ocak 1980 ile 31 Aralık 1989 arasındaki zaman dilimi. Bu zaman dilimi içerisinde görülen, refaha yönelik değişimler yeni endüstri ekonomileri için Batı'nın kültür göçünü, sosyal, ekonomik değişimleri ve genel karışıklıkları ifade eder. Bu süre içerisinde uyuşturucuya karşı küresel bir savaş başlatılır.1980 ile ilgili tüm içerikleri göster →

Evlilik — İki kişinin aile kurmak üzere kanunların uygun gördüğü şekilde, ruhen ve bedenen bir ömür boyu sürecek şekilde bir araya gelmesidir.Evlilik ile ilgili tüm içerikleri göster →

Hapishane — Hüküm giymiş kişilerin cezalarını çekmesi için hapsedildikleri yerler. Türkçede zindan ve mahpushane sözcükleri de zaman zaman -özellikle eski metinlerde- aynı anlamda kullanılır. Tutukluların, hükümlülerden ayrı olarak tutulduğu yere ise tutukevi denir. (Diğer adı: Cezaevi)Hapishane ile ilgili tüm içerikleri göster →

Kaynak: eksisozluk.com/entry/89475706

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir
1988’de BBC tarafından hazırlanan “12 Eylül döneminde siyasi haklar” belgeseli BBC Arşivlerinde Türkiye programında bu bölümde, 1988 yılında hazırlanan ve Türkiye'de 12...
Ring Cam ile Evlilik Teklifine Verilen Tepkiyi Kaydetmek Teklif için verilen yüzüğün kutusuna bir adet gizli kamera yerleştiriliyor ve adına da Ring...
Yaşlı adamı tren raylarına iten saldırgana müebbet hapis cezası İngiltere'nin başkenti Londra'da 91 yaşında bir adamı metro raylarına iten saldırgan...
Avrupa düğünleri: Finlandiya’da geleneksel evlilik saunada başlıyor Avrupa düğünleri serimizde bu hafta Finlandiya'dayız. Ülkede birbirinden ilginç düğün...
Sanat Nostalji
80’ler ve 90’ların Karikatürlerinden Esinlenen 15 Esrarengiz Kolaj Çoğu zaman esrarengiz ve her zaman ilgi çeken biraz ürkütücü, "Ay Devriyesi" takma adı...
En Yeni İçerikler